Gonore ( BEL SOĞUKLUĞU ) Nedir, Nasıl Bulaşır, Belirtileri ve Tedavisi

0
227

Zührevi hastalıklar arasında en çok görüleni olan gonore, belki aynı zamanda en eski olanıdır. Bundan, İncil’in birçok yerinde olduğu gibi, eski uygarlıkların çoğundan kalan yazılarda da söz edilir. Gonore üreme organlarından gelen cerahatli bir akıntı olarak tanınır.
Gonore sözcüğü Yunancadan gelmektedir, tohum akıntısı anlamındadır ve ilk olarak milattan sonra 300 yılında ölen Galen tarafından kullanılmıştır. Bu hastalığın zührevi bir kaynaktan geldiği, ilk kez Orta çağda Guillaume de Salicet adında bir doktor tarafından fark edilmiştir. Kendisi, bu hastalığın temiz olmayan kadınlarla cinsel ilişkide bulunmaktan meydana geldiğine ve günlerce sonra uretradan gelen bir akıntı ile ortaya çıktığına inanmıştı. Önerilen korunma yöntemlerinden bir tanesi, penisi suyla yıkamaktır. 15. yüzyıldan öncesi filisten tıp alanında hiç söz edilmemişti; yazılarda en çok değinilen zührevi hastalık gonoreydi. Ancak 1497 deki ilk sifilis salgınından sonradır ki ,bu iki hastalık yani gonore ile sifilis arasındaki karışıklık ortaya çıkmıştır. 16. yüzyılda Paracelaus, gonorenin, sifilis enfeksiyonunun sadece ilk belirtisi olduğu düşüncesindeydi. 1767 de John Hunter’in kendi kendine uyguladığı deneyimle sifilis ve gonorenin aynı hastalık olduğu yanılgısını bir süre daha uzattığına değinmiştik. En sonunda 1860 da Phillippe Ricord sifilisle gonoreyi birbirinden ayırt etti, insan vücudunu ayrı ayrı biçimlerde etkilediklerini, farklı belirtileri bulunduğunu ortaya koydu.
1879’da Neisser, gonoreyi yapan mikrobu buldu ve bu mikroba adına uygun olarak Neisseria gonorrhaea denildi.

GONORENİN BELİRTİLERİ VE İLERİ AŞAMALARI
Gonore cinsel ilişkiden 2 ile 8 gün sonra vajinadan ve kadın üretrasından ya da erkeğin penisinden süt gibi bir akıntının gelmesi ile tanınır. Hastalık genellikle genital bölgedeki bezleri enfekte eder . Deride hastalık yapmaz. Bu nedenle yaralar olmaz. Vücudun içerilerini döşeyen örtü tabakasının bir hastalığıdır. Cinsel ilişkiye karışan yerlere göre, anüs ve rektumda, ağızda da olabilir.
Akıntı belirir belirmez, erkekte sık ve ağrılı idrara çıkma gözükür. Bu şikayetler daha hafif olarak kadında da olur. Çoğunlukla hiç tedavi yapılmasa da, günlerce sonra kadında bu şiddetli şikayetler kaybolup sessiz, kronik aşama başlar. Hiçbir belirti göstermese de, erkeği enfekte edebilir. Ondan sonra sürekli bir mikrop taşıyıcı olur.
Kadınlarda rahim ve yumurtalık kanallarından yukarıya çıkan bir bulaşma , kanallarda harabiyet ve kısırlık yapabilir. Bu kanallardaki gonokok enfeksiyonu daimi hasar yaptığı için olabildiğince çabuk tedavi edilmelidir.

Hastalanan erkek tedavi edilmezse, mesane ile penisin ucu arasında uzanan üretrada kronik bir iltihap yerleşir ve idrar etme güçleşir. Bir idrar yolu darlığı ve torbalara giden sperm kanallarında pididimit denilen epididim iltihabı, mesane ve prostat iltihapları olur. Erkekte sık sık kısırlık meydana gelir.
Tedavi edilmemiş gonore hem erkekte, hem kadında, hem de böyle annelerden doğan çocuklarda, sistemik komplikasyonlar yapar. Yüksek ateşle seyreden ve sepsis denilen genel bir enfeksiyon, kalp komplikasyonuna ve ölüme neden olabilir. Eklemlere yerleşirse, romatizma ve eklem iltihapları yapabilir.
Gebe bir kadındaki gonore, doğum sırasında hastalıklı vajinadan geçen çocuğun enfekte olmasına ve körlüğüne neden olur. Bu durum bebek doğar doğmaz gözlere gümüş nitrat ya da antibiyotikler damlatarak önlenebilir; bu uygulama koruyucu sağlık önlemleri arasında bir kural haline gelmiştir.

GONORE NASIL ÖNLENİR ?
Gonoreye karşı en güvenilir önlem, erkeğin prezervatif kullanmasıdır. Böylece hem erkek, hem kadın korunmuş olur. Gebelik önleyici diyafram ve köpükler kullanan kadınlarda gonore, önleyici haplarla ve rahime takılan aletlerle korunmaya çalışan kadınlara göre 5 kez daha az görülmektedir. lişkiden hemen sonra genital bölgenin sabunla ve bir antiseptik eriyikle yıkanıp temizlenmesi ve hemen idrar edilmesi de, kuramsal olmakla birlikte önerilen yöntemler arasındadır. Enfeksiyona maruz kalmadan önce penisilin uygulamasının da, penisiline karşı alerji ve mikroplarda ilaca karşı direnç oluşması gibi sakıncaları vardır. Aynı kişi yeniden bu enfeksiyona tutulursa, penisilinin gereksiz kullanımlarının sakıncaları özellikle bu durumda belli olur. İlaç ne kadar sık kullanılırsa , başarı şansı o ölçüde azalır. Kuşkulu ilişkiden sonra 5 gün süreyle günde 4 kez 500 miligram tetrasiklin ve günde iki kez 100 miligram vibranisin ile koruyucu tedavinin başarılı olduğu da bildirilmiştir. Koruyucu herhangi bir ilaçla sürekli tedavi, altta gizlenen bir enfeksiyonu maskeleyebileceği için salık verilmez.

Gonorenin yayılmasını önlemek için son haftalar içinde hasta bir kişinin yaptığı bütün cinsel ilişkilerin saptanması çok önemlidir. Bu kişiler muayene edilip kendilerinde mikrop aranmalıdır. Hastalık kapmış olmaları konusunda bir kuşku varsa 10 gün içinde penisilin iğnelerine başlanmalıdır. Gonore salgınını kontrol altına alabilmenin tek yolu, hastalık konumunda dürüst davranmak ve başkalarına bulaştırmadan önce bütün vakaların tedavi edildiklerinden emin olabilmektir.
Son 10 yıl içinde, gonoreye yakalanma oranının yüzde 15 arttığı bildirilmektedir. Erkeklerdeki oran, kadınlarıdakinin üç katıdır. Erkeklerdeki vakalar genellikle açık olup belirti verir. Gonoreli kadınların yüzde sekseni ise belirti vermediğinden, kadınların birçoğu hastalığı bilmeden taşırlar.
Zührevi hastalıkların büyük bir bölümü resmi makamlara bildirilmez fakat tahmin edildiğine göre, yeni konuda bakılır her yıl ABD’de 2 ile 3 milyon, bütün dünyada ise 100 milyondan çoktur.
Bulaşma tehlikesi, hele çok kişiyle ilişki de bulunuluyorsa yüksektir. Kuşkulu herhangi bir akıntı, zührevi bir hastalık olasılığını uzaklaştırmak için doktor tarafından hemen ele alınmalıdır.

TEŞHİS VE TEDAVİ
Gonore teşhisi, akıntının mikroskop altında muayenesi ya da kültürde mikrobun üremesi ile konulur.
Yıllarca en çok kullanılan teşhis yöntemi mikroskobun altında gonokok mikroplarının görülmesi olmuştur. Yapılan yayma preparat, gram boyasıyla boyanarak bakterilerin varlığı bununla saptanmıştır. Bolca zaman ve çaba isteyen bu işlem, teşhiste büyük bir kesinlikle sağlamamıştır. Bu teknik vakaların yüzde otuzu ile kırkında doğru sonuç verdiğinden, bugün ender olarak kullanılmaktadır.
Kültüre ekilme yöntemi, gonorede hemen hemen tam bir sonuç sağlamaktadır. Gonore mikrobu son derece duyarlı olup, ancak çok az oksijen bulunan bir ortamda yaşayabilir. Kuşkulu materyal alınır alınmaz, özel bir taşıma ortamı içinde bu işle uğraşan bir laboratuvara götürülerek orada T-M denilen, mikropların çoğalması için uygun bir besi yerine ekilir ve böylece bir etüve konulup bir ile iki gün tutulur. Bunun sonunda gonokokların karakteristik üremeleri uzmanlar tarafından teşhis edilebilir.

Ne yazık ki, bu hastalığı birkaç saat içinde teşhise yarayacak güvenilir bir yöntem ya da basit bir kan testi yoktur. Gonore kuşkulanılan materyal alınır alınmaz, bu işle ilgili bir laboratuara hemen gönderilmeli ve bu materyal küçük bir klinikte ya da özel bir muayenehanede alınmışsa, kesin teşhis için geciktirilmeden yollanmalıdır.
Rahimin serviks kısmından alınan bir tek örnekle kadınların %90 ile 93 ünde gonore teşhisi kesinlikle konulabilir. İşi daha sağlama bağlamak için kültüre üç ayrı yerden yani serviksten, üretradan ve anüsten alınan örnekler ekilir.
Gonore taraması için basit ve ucuz yollar araştırılmaktadır. Bu yöntemler arasında halen ABD’de kullanılmakta olan birinde, bu işle ilgili bir kliniğe ayhallerinin 2. ya da 3. gününde başvuran kadınlara, en az 15 dakika için vajina tamponu koydurulmakta ve bu tampondan alınan örnek kültüre ekilerek gonokok aranmaktadır. Böylece bu iş için uzman bir kişinin pelvis muayenesi yapmasına da gerek kalmamaktadır. Bu basit teknik ABD’de henüz birkaç kuruluşta sınırlı bir biçimde uygulanmaktadır.

Yüzyıllarca gonorenin önde gelen tedavisi, yağlı bir maddenin haftada bir kez penise, vajinaya ve kadın uretrasına basınçlı bir biçimde zerkedilmesi ile yürütülmüştür.
Günümüzde ise erken ele geçtiği takdirde,vakaların çoğu antibiyotiklerle kolayca tedavi edilebilir. Bununla birlikte bu tedavinin başladığı 1940’lardan beri hastalığın mikrobunun değişik grupları penisiline ve öbür ilaçlara karşı direnç kazandığından, gereken etkili doz büyük ölçüde artmıştır. 1950’lerin sonlarında ve 1960’ların başlarında penisilinin dozu yavaş yavaş 600.000 üniteden 4.800.000 üniteye yükseltilmiştir. Bütün antibiyotiklere karşı dirençli olan hiçbir mikrop grubu bulunmadığı için gonore tedavisi yürütülebilmektedir.
Bugün önerilen tedavi, bir tek dozluk penisilin enjeksiyonudur. Kadınlarda 4.800.000 ünite prokain penisilin G ikiye bölünüp her iki kalçadan zerkedilmektedir. Erkeklerdeki doz 2.400.000 ünite prokain penisilin G’dir. Hasta penisiline karşı alerji gösteriyorsa etkili başka antibiyotikler vardır. Daha istikrarlı olduğu için prokainli penisilin salt penisilinden daha etkilidir. Ağızdan tetrasiklin tedavisi geniş ölçüde kullanılmakta olup iyi bir seçenektir. Başlangıç dozu bir buçuk gram olup sonra 4 gün günde 4 kez 500 miligram verilir. Kanamisin ve eritromisin de, öbür antibiyotikler gibi etkilidir. Yine de en önemli nokta erken tedavidir.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin